Türkiye?de tartışmasız en popüler programlar olan yerli diziler haftada ortalama 90 dakika çekiliyor,  reklamlar ve özetlerle birlikte akşamları iki buçuk saatlik sürede yayınlanıyor. Geçtiğimiz yıllarda ?Son Bahar? isimli dizinin gece geç saatlere kadar süren çekimlerinden dönen set aracının kaza yapması sonucu iki çalışanın hayatını kaybetmesiyle gündeme taşınan yerli dizilerin ?yersiz uzun?luğu, geçen Cuma set çalışanları ve oyuncular tarafından protesto edildi.

Özel kanallar yaygınlaştığından beri popülerliği sürekli artan diziler, prime-time?da izleyiciyi kuvvetle ekran başına çektikçe daha fazla reklam almak da kanallar için çekici hale geldi. Bir yandan da son yıllarda hem Türkiye hem Ortadoğu pazarına sunulmaya başlayan Türk dizileri, sayıları ve deneyimleri giderek artan önemli sayıda emekçinin çalışma koşullarının zorlaşmasıyla yeni tartışmalara neden oldu. Şimdi bu emekçiler güçlerini birleşirip sömürülmeden, insani koşullarda çalışma haklarını talep ediyorlar.

Yapımcıların seslerini rating ölçümlerinden öte pek duymadığı bir başka ?kitle? ise, bu sektörün varlık sebebi olduğu kadar üretim sürecinin başlı başına bir parçası olan izleyiciler. Senaryoların, oyuncuların ve emekçilerin bizzat aralarından çıktığı izleyiciler için de uzadıkça uzayan dizi bölümlerini bir yandan eleştirirken bir yandan buna uygun izleme/tüketme biçimlerini benimsiyorlar. Yazının bu noktadan sonrası bu 90 dakikalık dizilerin akşamları evlerimizde nasıl tüketildiğiyle ilgili bir araştırmacıdan çok bir kadın izleyici olarak gözlem ve deneyimlerime dayanıyor.

Kadın izleyici olarak diye vurgulamak isterim, zira iliklerimize işlemiş olan ataerkil kültürün erkekler üzerindeki en kötü yan etkisi olan tembellik, erkek bünyelerde en çok prime-time?da kendisini gösteriyor. Bunun sonucu olarak erkek izleyici pratiğini basitçe ?uzun oturarak zap yapma, her zaman ilgiyle takip ettiği diziye sıklıkla laf çakma, arada tartışma programına göz atma? olarak betimleyebiliriz. Öbür taraftan kadın izleyici için 2,5 saatlik dizi yayın süresi, aynı zamanda gündüzden kalma ev işlerinin reklam periyotları ile orantılı biçimde halledilmesi için mutfak, banyo, ütü masası, çamaşır makinesi ile televizyon arasında gidip gelmelerle renklenir. Gerçekten de hayatın her alanında eşitsiz bir iş bölümüyle mücadele etmek zorunda kalan kadınlar için dizi izleme pratiği dinlenerek çalışmak olarak özetlenebilir.

Öbür taraftan, doksan dakikaya uzayan senaryolar haliyle kısa sürede yazıldığından üzerine çok çalışılamamış, mantık hatalarıyla dolu hikayeler olabilir. Ancak mantık dediğimiz subjektif yargının ötesinde bu hikayeler yoğun biçimde duygusaldır. Dizi izlemeyenlerin ?aptalca? bulduğu bu senaryolar, bu dinlenerek çalışma pratiği içinde gündelik hayatın gelgitleri arasında içimize bir dokunup geçen duyguların temsilleriyle kısa ve yoğun duygusal deneyimler yaşatmak için biçilmiş kaftandır. Dahası bu duygusal deneyimler yaşadığımız ilişkilerin, ailenin, ev işleriyle lüks hayatların ekrandaki temsili arasındaki gelgitleri, kuralları ve yasakları, eşitsizlikleri, hayatı ve ölümü çok derinlikli olmasa da gündelik hayatı etkileyecek biçimde yeniden düşünmemize, yargılamamıza ve duygulanmamıza yol açarlar. Vakit kaybı zannedilen bu zamanlar kadın izleyicilere bu açıdan zaman kazandırır.

Tabii ki bütün bu deneyimler dizilerin çalışanlar ve izleyiciler açısından ?tahammül edilebilir? bir süreye çekilmesiyle eksilmeyecektir. Televizyon etrafında dönen gündelik hayat hem duygular hem pratikler açısından her zaman yoğun ve zengindir zaten.

Feyza

www.offthescreen.net

Tagged in: ,

%d bloggers like this: