Minik Kant kendine geldiğinde sert bir zemin üzerinde uzanmakta olduğunu fark eder. İlk aklına gelen soru ?Sert nedir?? olsa da kim ve ne olduğunu anlayacağı sonsuz zamandan kendini sıyırıp bir an nerede olduğunu düşünür. Önce gözlerini açıp yaratacağı gerçeklikten korkarak gözleri sım sıkı kapalı, yerinde doğrulur. Kendinde bulduğu bir anlık cesaret ile gözlerini hafifçe aralar. Göz kapaklarının aralanmasıyla oluşan o küçücük ışık oluğundan sızan parlak renkler başta gözünü alsa da cesaretini kaybetmez ve başladığı işi bitirmesi gerekircesine gözlerini sonuna kadar açar.
Karşısında bembeyaz bir alan vardır. Boşluğun ve renksizliğin ta kendisi? ya da tüm renklerin ve her şeyin? ?Gene mi?? diye sorar kendisine; ?Gene mi yaratamadığım bir gerçekliğin ortasındayım? Bıktım bu boşluk ve belirsizlik halinden. Neden kendime bir gerçeklik yaratamıyorum? Nerede yanlış yapıyorum? Peki?? Ses tonu giderek içeriye dönen ufaklık arkasından gelip kulağına sürünen sesle bir an irkilir:

  • Çünkü gerçekliği yanlış yerde arıyorsun ufaklık

Ufaklık o kadar korkar ki kafasını çevirip arkaya bakmaya cesaret edemez.

  • Sen de kimsin? Neden sinsice arkamdan yaklaşıyorsun?
  • Asıl soru şu ufaklık: ?Ben kimim??

https://i0.wp.com/www.cartoonstock.com/lowres/hsc0970l.jpg
Biraz rahatlamış bir ses tonuyla soruyu düzeltir:

  • Peki ben kimim? Bir de neden bana ufaklık diyorsun. Benim adım Kant. Evet işte ben buyum. Kant?
  • Sen her gerçekliğin geldiği hayal dünyasının ufacık bir parçasısın evlat. İsmin değilsin. Adın sadece senin var oluşunu tanımlamak için kullandığın matematiksel bir dizilim. Aynen karşında duran şu sarı sandalye gibi?

Kant karşıya baktığında karşısındaki koca hiçliğin ortasında, tahtadan bacaklarıyla zar zor dengesini sağlayan sarı renkli bir sandalye görür.

  • Bu nasıl olur? Az önce karşımda hiçbir şey yoktu? Ama sen söylediğin anda sandalye beliriverdi. Nereden geldi bu lanet şey anlamıyorum? Neler oluyor?
  • O da senin geldiğin yerden geldi ufaklık: hayal dünyasından. O sandalye sen hayal edebildiğin sürece orada olacak. Aynı senin burada var olduğun gibi. İşte gerçek budur ufaklık.

Tam huzura kavuşmuş başka neler yaratabileceğini düşünürken aksi bir ihtiyarın sesi bu mutlu hayal kurma anını Kant?tan alır.

  • Bırak bu işleri Plato! Kaç yaşına geldin hala çocukların küçük beyinleriyle oynamaktan vazgeçemedin! Orada hiçbir şey yok evlat. Hem de hiçbir şey! Sen de yoksun. Benim sesim de öyle? Hiçliğin içerisindeki bir hiçten başka hiçbir şey değilsin. Kendini bu yaşlı bunakların masallarıyla kandırma!

Minik Kant kendisini bir anda yaşlı kurtların hararetli tartışmaları içinde bulur. ?Hiç sesimi çıkarmadan oturmak en iyisi? diye düşünür ve dinlemeye devam eder.

  • Ah Friedrich? Ah aksi ihtiyar sen ne zaman uykundan uyandın. Boş ver kadim dostum sen hiçliğinde yaşamaya devam et. Buralar sana göre değil.
  • İkiniz de ben düşündüğüm için varsınız dostlarım. Sen de öyle küçük arkadaşım. Düşünüyorum öyleyse varım? Seni artık düşünmüyorum Platon. Sen yoksun? Önüm arkam sağım solum sobe!

Kant artık sesleri takip edemez. Kendini bir sürü yaşlı kurdun sofrasına sırt üstü bırakır.

  • Haydi ama René, kurtulamadın şu düşüncelerinden. Düşün düşün boktur işin. Yok sana gerçeklik filan. Bak sevgili potansiyel köle kardeşim. Bu üçü sadece senin beynini bulandırmaya çalışıyorlar. Hiçlik seni uyuşturur, hayal diye bir şey yoktur. Hayal sadece senin ilüzyonlarından oluşur. Bu adamları dinlemeye devam edersen hayal ettiğin maddelerin kölesi olursun. Tek var olan şey diyalektiğin kendisidir. Düşündüğün ve gerçek kabul ettiğin hiçbir şey materyalistik dünya dışında bir yerde var olamaz. Sen zaten olan bir dünyanın içindesin. Fazladan hayal edip sonrasında tutkuların ve arzularının esiri olarak bir başkasının altında çalışman gerekenden daha fazla çalıştırılarak köle haline geleceksin. Gel yol yakınken isyan et! Kır zincirlerini!
  • Karl seni tanıdım tanıyalı hep uzun ve boş konuşursun zaten. Senin gerçekliğine uyan herkes sefaletten öldü. Yeni bir şeyler aramanın vakti değil mi sence? Bak biz burada var olan gerçekliği yeniden şekillendiriyoruz. İnsanlara istedikleri gerçeklikleri sunuyoruz. Bunu da şu 4:3?lük küp benzeri tüpün içinden yapıyoruz.
  • Lanet olası herifler zaten sizin yüzünüzden insanlar gerçek nedir onu bile unuttular! Artık televizyon içinde, televizyon için yaşıyorlar! Sizi bir elime geçirsem!
  • Ah Boudrillard sen ve şu patates cipsiyle televizyon izleme tutkun? O sadece bir televizyon dostum. Kapatırsın ve kapanır. Sana karşı koymaz. İstemezsen izlemezsin bebeğim. Senin tüm bu sinirin annenden kaynaklanıyor.
  • Sigmund senin burada ne işin var! Konuyla hiçbir alakan bile yok! Git köşende piponu içmeye devam et? Bırak burada Ziya abin bir şeyler söylemeye çalışıyor. Evet Ziyacım?
  • Teşekkür ederim Weber hiç susmayacaklar sandım. Canım Kantçım; her yarattığınız gerçeklikle bir mantar ekiyorsunuz. Kültür mantarı? Sonra insanlar mantar olduklarını unutuyorlar ortaya bir kültür çıkıyor. İşte sen de o kültürün gerçekliğinde yaşıyorsun. Yani senin için insanlar öncede gerçekliği tasarlıyorlar zaten. Üstelik buna da gelenek diyorlar. Böylece sen kabul etmesen, mantığın almasa bile sanki o gelenek doğruymuş gibi kabul etmek zorunda kalıyorsun. Neden? Çünkü eski olan iyidir, doğrudur yavrucuuuuuuuum.
  • Ya eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. Şu çocuğu bir rahat bırakamadınız. Gerçekliği nasıl temsil edeceğinizi hiç öğrenemediniz zaten. Hepiniz ayrı uçlarda düşünüyorsunuz. Sizi tımar etmek, doğallaştırmak lazım? Alı bunların hepsini içeri! Topla topla topla!

Foucault yanında bir sürü ?normal? adamla birlikte kim var kim yok orada bulunan bütün sesleri, akıl hastanesine götürmek için toplatır.

  • Bakın her yer beyaz zaten. Şimdiden alışmışsınızdır siz tımarhaneye. Bak bak Sigmund kaçıyor! Tut onu da!

Tüm bunlar olurken bir kişinin eksik olduğunu fark ederler. Gözleri hiçliğin ya da her şeyin içinde uzun bir süre gezinir. Herkes bir ağızdan gerçekliği öğretmeye çalıştıkları minik çocuğa seslenir.

  • Kant! Hey Kant! Bak gel oyun oynayacağız. Sana gerçekliğin ne olduğunu öğreteceğiz! Haydi nazlanma gel?

Kant başkalarının bir sürü gerçekliğinden, çoktan kendi gerçekliğine kaçmıştır bile.

SON

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: